ÇANAKKALE'YE PİKNİĞE Mİ GELMİŞTİNİZ ?


        Çanakkale Savaşı'na katılmış bir İngiliz askeri anlatıyor: "25 Nisan 1915 günü Conkbayırı'nda muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. Biraz önce süngü savaşı sona ermiş, taraflar siperlerine çekilmişti. Birbirinden 7-8 metre uzaklıkta olan siperlerin tam ortasında bir bacağı kopmak üzere olan bir İngiliz yüzbaşı imdat istiyor, help, help diye bağırıyor ve ağlıyordu. Atılan mermilerden kimse kımıldayamıyor, siperden başını bile kaldırıp bakamıyordu. Tam o sırada Türk siperlerinden bir dal parçasına bağlanmış beyaz bir çamaşır yükselmeye başladı. Kimse buna anlam veremedi. Az sonra o dal parçasını sallayarak siperinden çıkan bir Türk askeri ağır ve vakur adımlarla yaralı İngilizin yanına gitti. Yumuşak bir biçimde, incitmeden O'nu yerden kaldırdı, kucağına aldı ve taşıyarak İngiliz siperlerinin önüne bıraktı. Herkes çok şaşırmıştı..Yine aynı ağır ve vakur adımlarla kendi siperine dönen babayiğit Türk askerinin adı hiç öğrenilemedi. Ama Yüzbaşı Cosey tedavi edilip bacağına protez   takıldıktan bir süre sonra Avustralya Genel Valisi oldu."
        Çanakkale'ye gidip Gelibolu'da bu olayın anıtlaşmış heykelini gören birçok kişinin, bu Türk askerinin tüm insanlığa örnek olan bu davranışının anlamını doğru yorumladığını hiç sanmıyorum.
        Her yıl olduğu gibi bu yılda Genelkurmay Başkanlığı'nın görevlendirmesiyle 50 kişilik bir gazi grubuyla 94 ncü yıl anma törenlerine katıldık. O duyguları bir kez daha yaşadık. 23-26 Nisan günleri düzenlenen törenlerde 17 bin dolayındaki Anzak'la birlikte Avustralya Dışişleri Bakanı ve Yeni Zelanda Genel Valisi de vardı.
        Abide önündeki tören alanındaki konuşmasında ne diyordu Avustralyalı Bakan Stephen SMİTH? "Burada Türk halkının çektiği büyük acıya saygı duyuyoruz ve bir neslin büyük acı ve fedakarlıktan inşa ettiği gururlu millet için derin saygılarımızı sunuyoruz. Bu, bizleri milletinin ve insanlarının kalbine yeniden kabul etmesiyle Türk halkının her yıl güçlendirdiği bir dostluktur."

GÜNEY AVUSTRALYA PARLAMENTOSU  SOYKIRIM KARARINI KABUL ETTİ

        Daha 10 gün önce Çanakkale'de birlikteydik. Savaş alanlarını birlikte gezdik, hüzünlendik, duygulandık ve birlikte gururlandık. Barış ve dostluğa vurgular yaptık. Bu mu sizin barışseverliğiniz, dostluk anlayışınız?
        Melburn Başkonsolosluğumuzdan 01.05.2009 tarih ve 1263 sayı ile bana da ulaşan bir mesaj aynen şöyle: "30 Nisan 2009 günü Güney Avustralya Parlamentosu Alt Meclisinde soykırım tasarısı oybirliğiyle kabul edildi. Onaylanan tasarıda sadece Ermeni Soykırımı değil, Osmanlı döneminde 1915-1922 yıllarında Pontus Soykırımı ve diğer Hristiyan azınlıklara yönelik soykırım iddiasına da yer verildi ve bunun insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan biri olduğu savunuldu. Daha önce parlamentonun üst kanadı da Ermeni Soykırımını tanıyan bir karar almıştı. Benzer bir karar Yeni Güney Galler eyaletinde de alınmıştı."
         Söz konusu karar 6 farklı başlıktan oluşuyor. kabul  edilen yasa tasarısı 1915-1922 yılları arasında Ermeni, Yunan, Suriye ve diğer etnik toplumlara büyük insanlık suçu işlendiğini, masum erkek, kadın ve çocuklara yönelik ilk modern soykırım olduğunun yanı sıra Ortodoks ve Katoliklere din, ırk ve kültürel anlamda soykırım uygulandığını da içeriyor. Güney Avustralya Parlamentosu ayrıca alınan kararın ardından Avustralya Federal Hükümeti'ne de bu yönde karar alması yolunda çağrıda bulunuyor.
      

        Bu gelişme karşısında Avustralya'da yaşayan Türkler büyük bir öfke ve kırgınlık içindeler. Sivil toplum kuruluşları çeşitli yollarla tepkilerini dile getiriyorlar. Ayrıca, Canberra'daki Büyükelçiliğimizden bugün gelen ekteki basın açıklamasında da görüldüğü gibi; olay resmi düzeyde de izleniyor.
        Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür, nasıl bir çifte standarttır? Bunu anlamak mümkün değil. Yalanın ve iftiranın düzeyine bir bakın. "İlk modern soykırımı yapmışız…" Almanların Yahudileri topluca fırınlarda yaktıkları gibi mi? Yoksa, "bu kış soğuk olacak, üşümesinler"  diyerek tifüs mikrobu şırınga ettikleri battaniyelerle Kızılderililerin kökünü kurutan Amerikalılar gibi mi? Ya da dokumacılığı çökertmek için, atalarınız İngilizlerin, Hintli ustaların kollarını ve bileklerinden ellerini kestikleri gibi mi?  Dahası var; 1.Dünya Savaşı'nda Filistin cephesinde esir düşen, İskenderiye yakınlarındaki Seydibeşir Usame Kampındaki 48 nci Alaya mensup 15 bin Osmanlı askerini  krizol  katılmış havuzlara zorla sokarak kör ettikleri gibi mi? Dahil olduğunuz İngiliz Milletler Topluluğu'nun  yüzyıllardır sömürdüğü dünyanın her tarafındaki ülkelere bir bakın. İngilizlerden önce adanızda kimler yaşıyordu? 18.yüzyılda İngilizler gelmeden orada 300 bin Aborjin vardı. Atalarınızın katliamlarıyla kısa sürede sayıları 45 bine düşmüştü. Genel valilerle yönetilen Hint Yarımadası'nda öldürülen yüzbinlerce insanın katili kim? Kuzey ve Güney Amerika'daki Kızılderililer ile İnka ve Aztek'leri kim yok etti? Ya Afrikada'ki zavallı Kunta Kinteleri?
         Peki günümüzde yaşanan soykırımların hesabını kim verecek? Afganistan'da, Azerbaycan'da, Hocalı'daki katliamların, Birleşmiş Milletler askerinin gözü önünde Serebrenica'da katledilen Boşnakların hesabını kim verecek? 5 yıldır her türlü silahın denendiği,1,5 milyon müslümanın öldürüldüğü Irak'taki soykırımın bedelini kim ödeyecek?
         Bizi yapmadığımız bir soykırımla suçluyor, bununla ilgili parlamentolarınızda kararlar alıyor, oybirliğiyle kanunlar çıkarıyorsunuz. Sadece Çanakkale'de değil, yazımızın başında anlattığımız, Türk'ün vicdanını, yardımseverliğini ve düşmanından bile esirgemediği insancıllığını konu alan tarihimizde o kadar çok olay var ki; bunu sizler daha iyi biliyorsunuz. Balkanlarda, Kafkasya'da,  Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da karşılaştığı insanlık dışı her türlü zulüm ve ihanet sonucu elinde kalan son toprak parçası Anadolu'yu kurtarmak için çırpınan mazlum bir ulusun yüzyıllardır kardeşçe yaşadığı Ermenileri kışkırtan siz değil miydiniz?
         Bir çok kişi Çanakkale savaşları ile Sarıkamış faciasının hemen hemen aynı tarihlerde yaşandığını bilmez. Çanakkale'de 250 bin, Sarıkamış'ta 90 bin vatan evladının şahadetinden bahseder bazı tarihçiler…Bu rakamlar tartışmalıdır. Bazıları bunu abartılı bulurlar. 3 Kasım 1914'ten 13 Ocak 1916'ya kadar devam eden Çanakkale Savaşlarında gerçek böyle olsa da; şehit olanın elinden tüfeğini alarak savaşmaya devam eden bir ordunun, bu yoksulluk ve koşullar altında 1,5 milyon Ermeni'yi yok etmesi mümkün müdür? Dünyanın en büyük gücü olan ve 150 parçadan oluşan Müttefik Donanmasının topu, tüfeği, uçağıyla ve 600 binlik mevcuduyla yapamadığını, yorgun, bitkin, lojistik destekten ve silahtan yoksun bir ulus nasıl yapabilir?
        Şimdi sizlere, bizi soykırımla suçlayan asıl soykırımcılara soruyoruz. Binlerce millik yoldan ve bir ay süren bir deniz yolculuğundan sonra siz Çanakkale'de ne arıyordunuz?

        GELİBOLU'DA PİKNİK YAPMAYA MI GELMİŞTİNİZ ?
       
                                                                                                    
                                                                                                                Fikret GÖKÇE 
                                                                                                                 07 Mayıs 2009

SİZDEN GELENLER
ARA SIRA

                            İPOTEKLİ YÜREKLER

                                                                             Ahmet GÖKSAN
                                                                         a.goksan@hotmail.com

       "Bize verilmeyen haklarımızın geri alınmasına hep beraber elbirliği, kafa birliğiyle atılalım. Bilmeliyiz ki haklar verilmez, ancak büyük gayret, çalışma ve yorulmak bilmez bir mücadele ile elde edilebilir".
                                                                               Dr. Fazıl KÜÇÜK

       Eylül ayının gelmesi ile yazın kavurucu sıcakları da kendisine gidecek bir yer arayışına da girdi. Serin hava koşullarının başlamasına karşın iç ve dış politik gelişmeler serin havanın aksine alabildiğince ısınmaktadır. Bölgenin bir ateş çemberinden geçmekte olduğu noktada adada ikinci tur görüşmelere geçiliyor.
Burada yanıtının aranması gereken soru, "Bu güne değin elde edilen kazanımlar nelerdir". Bu sorunun yanıtının verilmesi gerekmektedir. Aradan geçen 60 yılı bir köşeye koysak bile son bir yılda elde edilen kazanımların konuşulması, tartışılması ve değerlendirilmesinin yapılması gerekiyor. Aksi halde  = ki genel kanı bu noktadadır = son bir yıl içinde havanda bol miktarda suyun dövülmesi, ortalık yere çıkmış olacaktır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına görüşmeleri yürütenler, dünyaya ve uluslararası tüm kuruluşlara çözümü isteyen ve zorlayan taraf olarak görüntü vermiştir. Bu görüntünün uluslararası sorunlarda, özellikle AB ile sürdürülen müzakerelerin karar aşamasına geldiği noktada, Türkiye'nin elini güçlendireceği beklentisi ile yapıldığını söylemek istiyoruz.
Böylesi bir görüntüyü vermiş olmakla, Kıbrıs Türklerine ek bir avantajı sağladığı ne yazık ki söylenemez. Aynı şekilde Türkiye'nin uluslararası sorunlardaki konumunda da hiçbir rahatlamayı sağlayamamıştır. Nisan 2004 yılı referandumu öncesinde, Kıbrıs Türkleri de benzer görüntüyü vermeye zorlanmışlardır.
Referandum öncesinde verilen tüm sözlerin hiç birisinin tutulmadığı unutulmamıştır. Güzel ülkemin tüm siyasetçileri de bundan duydukları rahatsızlıkları sıklıkla dillendirmişlerdir. Ki yaptıkları doğru idi. Çünkü halkın düşünce ve isteklerine tercüman oluyorlardı. Böyle konuşmalarına karşın adada kuşku bulutları dolaşmakta mıdır ne…
24 Nisan 2004 referandumdan sonra Kıbrıs Türklerinin ensesinde boza pişirircesine uygulanan dışlanma ve izolasyonlar daha da ağırlaştırılarak sürdürülmektedir. Kıbrıs Türklerinin bu uygulamaları hiçbir zaman hak etmediklerini yinelemek istiyoruz. Görüşme masasından kalkmamanın bedeli bu olmasa gerek. Dünyada kazanıldığı söylenen sempati, züğürt tesellisinin ötesinde oluyor mu ne…
Esmer tenli vatandaş referandum sonuçlarını değerlendirdiği ve BM Güvenlik Konseyine o günlerde sunduğu raporunda, "Kıbrıs Türkleri üzerindeki gereksiz kısıtlama ve izolasyonların kaldırılması gerekir. Bu Güvenlik Konseyinin kararına aykırı değildir" diye yazıyordu.
Kıbrıs'ın garantörü olan İngiltere'nin şaşı olan bakışı bu noktada bir kez daha ortalık yere çıkmaktadır. Rumlara ait olan Kıbrıs Hava Yolları'nın uçakları Londra'ya doğrudan uçuşlarını sürdürmektedirler. Buna karşın Kıbrıs Türk Hava Yolları ve CTA Holidays Ltd'in uçaklarına gerekli izni vermemekte direniyorlar.
Kıbrıs Barış Harekatları sonrasında kurulan şirket, bu konuda 35 yıldır hukuk mücadelesi vermektedir. Bu ambargoyu kırabilmek adına geçtiğimiz aylarda İngiliz Yüksek Mahkemesi'ne yaptığı başvurusu, bir süre önce reddedilmiştir. İngilizlerin, bir insan hakkı olan yolculuk etme özgürlüğünü kısıtlamaları, Yüce İngiliz adaletinin göstergesi oluyor mu ne…
BM Güvenlik Konseyi'nin, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmamasına" ilişkin kararını, görevde bulunduğu süre içinde ortadan kaldırtmak için hiçbir çalışmayı yapmamış olan esmer tenli vatandaşın önerisinin ciddiye alınacak bir yanının olmadığını vurgulamak istiyoruz.
BM Güvenlik Konseyi'nin üyesi olan Türkiye'nin eline altın bir fırsat geçmiştir. Son olarak Sevgili Ertuğrul Apakan Türkiye'yi temsil etmek üzere atanmıştır. Kıbrıs konusundaki uzmanlığı herkesçe kabul edilen sevgili Apakan'a bu konuda ciddi anlamda çok iş düşmektedir. Kendisine kolaylıklar ve başarılar diliyoruz.
Kıbrıs davasının çözümü konusunda, kırmızı çizgilerimiz vardı yoktu tartışmalarını doğru bulmuyoruz. Bu yaklaşımın artık çok gerilerde kalması gerekmektedir. Ortak payda ve noktamız olan Kıbrıs, ulusal bir dava ise güzel ülkemin siyasetçileri alanlar sizleri bekliyor.
Anadolu'nun güzel insanlarının düşüncelerini bir kez daha öğreniniz. Onların görüş ve düşünceleri sizlerin yolunuzu aydınlatacaktır. Gelinen bu noktada yüreklerinizi kimseye ipotek vermeyiniz…
Karşı taraf çirkin olan yüzlerini daha da çirkinleştirerek yeni oyunlara başladılar bile. Uyduruk bazı gerekçelerle 2. tur görüşmelere katılmamak için adeta mızıkçılık yapıyorlar…
SEVGİ ile kalınız…

                                                           04 Eylül 2009  -  Ankara  -